3 Nisan 2013 Çarşamba

Bol Güneşli Pazar Keyfi.... :))

Gectiğimiz pazar günü arkadaslarımız ıle anlastık hava guzel bız guzel guzel bır pıknık ıle guzellıklere guzellık katalım dedık :) tuttuk emırganın yolunu aman ya Rabbı gunesı goren sokaklara atmıs kendını (bizim gibi) :)) kaplumbaga hızı ıle ılerleyebıldıgımız yolun sonun da emirganın dolu oldugu gercegi ilk hayal kırıklıgımız oldu; lakın yılmadık haydı mıhrabat korusuna dedık nese ıle vardık aldık pıknık sepetlerını elımıze görevli gelıp de sadece yuruyus yapabılırsınız dıyınce ıkıncı hayal kırıklıgı bıraz araba da uf puff nıdalarının yukselmesıne sebep oldu :) yıne yılmadık.. ver elını camlıcaaa... hemen sofra kuruldu,önce zil çalan midelerimizi doyurduk,sonra ise bol gunes bol lale bol huzurun tadını cıkarmaya basladık.. sanki tüm İSTANBUl ordaydı hatta çinin bir kısmını ve araplarıda misafir ediyordu ÇAMLICA.. Çin de ünlü olduk diyebilirim her çinli de bir adet fotografımız mevcut erdem bera nın saskın tavırlarını gören kosturdu yanımıza bir de kız sanıp tac takmasalardı daha hosnut olabilirdim.. Gercekten bahar insana apayrı bir huzur veriyor..hayal kırıklıgı ile baslayan günümün hiç bitmemesini istemeye başladımm.. Laleler her yuzu kendıne hayran bırakıyordu bu bol guneslı hava yerını hafıf esıntıye bırakmaya basladıgında yerlestık arabamıza ve basladık yol almaya.. Allah dan trafık yoktu :) veee ayaklarımı uzatıp cayımı yudumlarken erdem bera cokdan yatagında sızmıstı bıle :) nice güzel pazarlar paylasabılmek ümidiyle...

1 Nisan 2013 Pazartesi

Kızlarının üzerlerini üşümesin diye örterlermiş, uyuyanın üzerine kar yağarmış yoksa? Hasta olursa, ateşler içinde yanarsa, gözlerini kapatmadan beklerlermiş Fatmanın anne ve babası. Örterlermiş üzerini, üşümesin diye Fatma' nın. Örtüler, hiç bu kadar ısıtmamıştı ve örtülere hiç bu kadar hayret içinde bırakmamıştı Fatmayı. Dalında duran bir portakalı incelemeye başladı önce, örtüye bürünen portakala dikkatlice baktı. Kabuk tesettürü içinde gizli bir hazine barındıran portakalı yiyebilmek için onu koruyan ve kollayan YARATICIMIZI düşündü? O sırada hamile bir bayan geçiyordu yoldan. Dikkatli bir şekilde yürüyordu, bebeğini koruyan tesettüre baktı. Tesettür paketinde gizli bir bilmeceydi bebek, Fatma buna da şaşırdı. Sonra gözlerini vücuduna çevirdi. Kan ve et yığını olan vücuduna. Tesettürü içinde bilmediği bir alem vardı. Kalbini hiç görmemişti mesela, midesi nasıldı bilmiyordu. Bedeni tesettüre bürünmeseydi, aynaya her baktığında nasıl görürdü ki kendini?. Kar yağıyordu ve toprak kışlık tesettürünü giyiniyordu üzerine, toprak da aslında bir tesettürdü. Mesela rahmetli dedesini mezarında saklıyor ve koruyordu. Toprak öyle bir tesettürdü ki, dedesinden hatıra kalan çiçekleri kışları saklıyor ve her baharda çiçekleri gözlerinde güldürerek dedesini hatırlaması için sobeliyordu. Akşam olmuştu gözlerini bu sefer geceye çeviriyordu Fatma. İnsanların uyumaları gereken zaman aralığında karanlık bir perde çekiliyordu, şehir tesettüre bürünüyordu. Evin ışıklarını yakıyordu annesi ve evlerinin tesettürü olan perdeleri çekiyordu birer birer. Neden perdeleri vardır ki evlerin? Bunu düşünmeye başladı Fatma. Bir kez daha şaşırdı, düşündüklerini dışarıya taşırmadan kendince tesettüre bürüyormuş Fatma? Düşünceler de tesettürlü olurmuş bunu anladı. Özel ve güzel olan her şeyin bir ambalaj,paketi vardı? Geçen ay annesine aldığı hediyenin paketini düşündü. Neden paketleriz ki hediyeleri diye sordu kendine. Babasına gelen davetiyelerin özel zarfları da çok hoş olurdu. Paketler özel olduğumuzu hatırlatıyordu tıpkı doğmamış anne karnında ki bebek gibi dedi ve heyecanlandı Fatma. Hediyelerin tesettürüymüş paket diye mutlu oldu. Babaannesinin elinde ki Kur' anın da bir paketi vardı ve itina ile açardı . Babaannesi eline Kur' anı her aldığında gözlerindeki yaşları anlayamazdı Fatma. Kur' anın tesettürü de kapağıymış, onu açınca gizli bir hazine ile baş başa kalırmış insan, tıpkı babaannesi gibi. Ölüleri neden kefenlerler diye düşündü Fatma. Öldükten sonra bu ince düşünce çok masumane. Bir kundak içinde geldiğimiz dünyadan giderken, bir kefene bürünmek. Doğumun tesettürü kundak ve ölümün tesettürü de kefen. Anne ve babasına kundak içinde Fatmayı veren YARATICIMIZIN, yanına alırken de bir kefen içinde alması ne ince bir düşünceydi. Ölümün tesettürü de kefenmiş diye düşündü Fatma. Günlüğünü aldı eline, tesettür için düşündüklerini yazmaya başladı. Bir ara gözleri televizyona kaydı. Ayşenin tesettüre bakış açısını izledi. Üzüldü Ayşe' ye. Bu kadar basit tanımlanamaz tesettür dedi. Kapadı defterini, üşümesin diye üzerini örten annesine sordu: -Anne başını üşümesin diye mi örtüyorsun? -Tabii ki hayır, iman ve inancım gereği örtüyorum ve örtünüyorum . Öncelikle ALLAH ve RESULÜ emrettiği ve istediği için örtünüyorum. -Ayşe' ye de dua eder misin? -Neden kızım? -Tesettürün ne olduğunu öğrensin diye. Annesi tebessüm etti ve çıktı odasından.Fatma da Ayşe' ye dua ederek gözlerinin tesettürü olan göz kapaklarını kapatarak ölümün kardeşi olan uykuya daldı. Sessizce mırıldandı; "Verilen ömrün tesettürü de ölümdü"